Pekmezde kolajen var mı ?

Selin

New member
Pekmezde Kolajen Var mı? Bir Beslenme Sorusu Üzerinden Toplumsal Cinsiyet, Sınıf ve Eşitsizlik

Pekmezde Kolajen Var mı? Basit Bir Beslenme Sorusu Neden Bu Kadar Toplumsal?

“Pekmezde kolajen var mı?” sorusu ilk bakışta yalnızca bir beslenme sorusu gibi görünüyor. Oysa bu sorunun arkasında daha büyük bir mesele var: Sağlıklı, genç ve güzel görünmek için bize sunulan çözümlere kimler erişebiliyor, kimler bu çözümlere ihtiyaç duyduğunu hissediyor ve bütün bunların bedelini kim ödüyor?

Önce en temel noktayı açıklığa kavuşturmak gerekiyor: Pekmez doğal olarak kolajen içermez. Kolajen hayvansal dokularda bulunan bir proteindir; pekmez ise meyve veya başka bitkisel kaynakların yoğunlaştırılmasıyla elde edilen bir gıdadır. Türkiye Tarım ve Orman Bakanlığı'nın TÜRKOMP veritabanında üzüm pekmezi için 100 gramda yaklaşık 1 gram protein, 58,7 gram karbonhidrat ve 240 kcal enerji bildirilmektedir. Bu bileşim, pekmezin önemli ölçüde karbonhidrat sağlayan bir gıda olduğunu gösterirken onu doğrudan kolajen kaynağı haline getirmez.

Fakat burada önemli bir ayrım var: Bir gıdanın kolajen içermemesi, vücudun kolajen üretiminde hiçbir rolü olmadığı anlamına gelmez. İnsan vücudu kolajeni kendi hücrelerinde sentezler. Bu süreçte proteinlerden gelen amino asitlerin yanı sıra C vitamini gibi yardımcı besin öğeleri önemlidir. NIH'nin C vitamini bilgi notunda da C vitamininin kolajen biyosentezi için gerekli olduğu açıkça belirtilmektedir.

Dolayısıyla “pekmez kolajen içeriyor mu?” ile “pekmez kolajen üretimini destekler mi?” sorularını birbirine karıştırmamak gerekir.

Kolajen Nereden Geliyor ve Pekmez Neden Bununla Karıştırılıyor?

Kolajen, vücudumuzdaki en önemli yapısal proteinlerden biridir. Deri, kemik, tendon, bağ ve kıkırdak gibi dokuların yapısında bulunur. Kolajenin kendisi esas olarak hayvansal kaynaklı dokulardan elde edilen bir protein olduğu için kolajen takviyelerinin üzerinde genellikle balık, sığır veya diğer hayvansal kaynaklar belirtilir.

Pekmez ise bitkisel kaynaklıdır. Bu nedenle pekmezi doğrudan “kolajen içeren gıda” olarak tanımlamak bilimsel açıdan doğru değildir.

Burada internette sık rastlanan başka bir yanlış çıkarım devreye giriyor: “Pekmez faydalıysa kolajen de içeriyordur” veya “Pekmez yersen cildindeki kolajen artar” gibi ifadeler.

Bunlar aynı şey değildir.

Vücudun kolajen sentezleyebilmesi için yeterli protein, C vitamini ve genel olarak dengeli beslenme gerekir. C vitamininin kolajen sentezindeki rolü bilimsel olarak iyi bilinmektedir. Ancak bu, pekmezin tek başına kolajen üretimini belirgin biçimde artırdığı anlamına gelmez.

Üstelik pekmezin bileşimine baktığımızda 100 gramda yaklaşık 1 gram protein bulunduğunu görüyoruz. Dolayısıyla onu önemli bir protein veya kolajen yapıtaşı kaynağı olarak değerlendirmek de doğru olmaz.

Asıl Mesele: Neden Kolajen Sorusu Bu Kadar Popüler?

Bence tartışmaya değer olan nokta tam da burada başlıyor.

Kolajen son yıllarda yalnızca biyolojik bir protein olmaktan çıkıp “gençlik”, “güzellik”, “sıkı cilt”, “sağlıklı saç” ve “yaşlanmayı geciktirme” gibi kavramlarla birlikte pazarlanıyor. Böyle olunca da beslenme bilgisi ile güzellik kültürü birbirine karışıyor.

Özellikle kadınlar açısından mesele daha ağır hissedilebiliyor. Kadınların bedenlerinin genç, pürüzsüz, ince, bakımlı ve “zamana dirençli” olması gerektiğine ilişkin toplumsal beklentiler uzun süredir var. Araştırmalar da kadınların gündelik yaşamda karşılaştıkları ideal görünüm normlarının erkeklere kıyasla daha katı, tek tip ve yaygın olabildiğini gösteriyor.

Bu nedenle bir kadının “Kolajenim azaldı mı?”, “Cildim yaşlanıyor mu?”, “Pekmez kolajene iyi gelir mi?” diye düşünmesi yalnızca kişisel bir merak olmayabilir. Bu düşünce, yıllar boyunca kendisine “iyi görünmenin” bir sorumluluk olduğu öğretilmiş bir toplumsal ortamın sonucu da olabilir.

Bunu söylemek, kadınların bakım ürünleri kullanmasını veya kolajen takviyesi almasını küçümsemek değildir. Asıl mesele, seçim ile toplumsal baskı arasındaki sınırın nerede başladığını sorgulamaktır.

Kadınların Deneyimi: “Kendime Bakıyorum” ile “Kendimi Düzeltmeliyim” Arasında

Kadınların bu konudaki deneyimleri birbirinin aynısı değildir.

Bazı kadınlar kolajeni gerçekten eklem, cilt veya genel beslenme amaçlarıyla araştırabilir. Bazıları sosyal medyada gördüğü içerikler nedeniyle kendisini yetersiz hissedebilir. Bazıları ise yaşlanmanın doğal bir süreç olduğunu düşünerek herhangi bir “anti-aging” yaklaşımına ilgi göstermeyebilir.

Bu farklılıkları görmezden gelmemek gerekiyor.

Vücut imgesi üzerine yapılan meta-analizler, ideal beden biçimlerinin içselleştirilmesi ile beden memnuniyetsizliği arasında güçlü ilişkiler bulunduğunu ortaya koyuyor. Üstelik bu ilişkinin yalnızca kadınlara özgü olmadığı da görülüyor.

Bu nedenle kadınları “güzellik baskısının kurbanları”, erkekleri ise bu baskının dışında kalan insanlar olarak görmek de doğru olmaz.

Kadınların deneyimini anlamaya çalışırken empati önemli. Bir kadına “Bunların hepsi kafanda” demek yerine, neden sürekli genç görünmesi gerektiğini hissettiğini sormak daha anlamlı olabilir.

Çünkü bazen sorun kişinin özgüveninde değil, kişinin her gün maruz kaldığı mesajlardadır.

Erkekler de Görünüş Baskısından Muaf Değil

Erkekler açısından toplumsal baskının biçimi farklılaşabiliyor.

Erkeklere uzun süre “yaşlanmak normaldir”, “erkek görünüşüne fazla önem vermez” veya “bakım kadın işidir” gibi mesajlar verildi. Ancak günümüzde kaslı, fit, genç ve atletik erkek bedeni de yoğun biçimde idealize ediliyor.

Araştırmalar, idealize edilmiş kaslı erkek bedenlerine maruz kalmanın erkeklerde beden memnuniyetsizliği yaratabildiğini gösteriyor.

Dolayısıyla erkeklerin kolajen, protein, sporcu beslenmesi veya estetik bakım ürünleriyle ilgilenmesini “kadınsı” olarak değerlendirmek de başka bir toplumsal cinsiyet kalıbı yaratır.

Burada erkeklerin daha çözüm odaklı yaklaşım geliştirebilmesi önemli olabilir: “Kolajen gerçekten gerekli mi?”, “Bilimsel kanıt ne diyor?”, “Beslenmemde eksik olan ne?” gibi sorular sormak daha sağlıklı bir başlangıçtır.

Ama “erkekler böyle yaklaşır” diye genelleme yapmak da doğru olmaz. Duygusal kaygılar, beden memnuniyetsizliği ve görünüş baskısı cinsiyetlerden bağımsız olarak farklı insanlarda farklı biçimlerde ortaya çıkabilir.

Sınıf Meselesi: Kolajen Herkes İçin Aynı Kadar Ulaşılabilir mi?
 
Üst