Eski Türkçede zehir ne demek ?

Efe

New member
V. Bölüm: Kesenin İçindeki Sır

Sabaha karşı Aruk'un kesesi açıldı.

İçinden birkaç kurutulmuş bitki ve küçük bir kap çıktı.

Bars hemen ayağa kalktı.

“Bunu neden saklıyorsun?”

Aruk cevap vermedi.

Ayça ise kabı eline almadan önce sordu:

“Bunun ne olduğunu biliyor musun?”

“Biliyorum.”

“Peki ne için kullanıyorsun?”

Aruk'un yüzündeki ifade değişti.

“Bazı insanlar bunu av için kullanıyor.”

Bars'ın eli bıçağına gitti.

“Öyleyse bunu alalım.”

Ayça başını salladı.

“Alırsak mesele çözülür mü?”

Bars sustu.

“Yarın başka biri aynı şeyi getirebilir,” diye devam etti Ayça. “Önce bu bilginin nereden geldiğini anlamamız gerek.”

Bars bir süre düşündü.

Sonunda:

“Öyleyse önce kimlerin kullandığını öğrenelim,” dedi.

İşte burada karakterlerin yaklaşımları birleşti.

Bars'ın stratejik düşüncesi tehlikenin yayılmasını önlemek istiyordu.

Ayça'nın yaklaşımı ise sorunun toplumsal kökünü anlamaya çalışıyordu.

Birlikte hareket ettiklerinde sonuç daha güçlü oldu.

Bu nedenle hikâyedeki temel fikir “erkekler şöyledir, kadınlar böyledir” gibi katı bir ayrım değil.

Asıl mesele şu:

Sorunları çözmek için bazen stratejiye, bazen empatiye, çoğu zaman da ikisine birden ihtiyaç vardır.

VI. Bölüm: “Ağu” Kelimesi Bize Ne Anlatıyor?

Şimdi yeniden dilimize dönelim.

“Ağu” kelimesi, tarihî Türkçede “zehir” anlamını karşılayan önemli kelimelerden biridir. Fakat bu kelimeyi yalnızca bugünkü “zehir” sözcüğünün birebir eski karşılığı olarak düşünmek eksik kalabilir.

Çünkü tarihî söz varlığı araştırmalarında kelimeler, ait oldukları kültürel çevreyle birlikte değerlendirilir.

Türkçenin tarihî sözlükleri ve metinleri incelendiğinde ağu kelimesinin zehir anlamındaki kullanımları görülebilir. Daha sonraki dönemlerde kelimenin çeşitli Türk lehçelerinde ve ağızlarında farklı biçimleri de yaşamıştır.

Bugün “ağu” kelimesi günlük Türkiye Türkçesinde yaygın değildir. Ancak şiirsel ve edebî kullanımlarda zaman zaman karşımıza çıkar.

Özellikle “ağulu” gibi türevler, eski kelimenin dilde bıraktığı izi anlamamızı sağlar.

Burada bir başka ilginç nokta daha var:

Türkçede “zehir” anlamının yalnızca yabancı kökenli kelimeyle ifade edilmesi, dilin eski söz varlığının ortadan tamamen kaybolduğu anlamına gelmez.

Diller sürekli değişir.

Bazı kelimeler günlük kullanımdan çekilir, bazıları anlam değiştirir, bazıları ağızlarda yaşamaya devam eder, bazıları ise edebî metinlerde yeniden ortaya çıkar.

Dolayısıyla “ağu” yalnızca eski bir kelime değildir.

Aynı zamanda Türkçenin yüzyıllar boyunca geçirdiği değişimin küçük bir tanığıdır.

VII. Bölüm: Eski Metinlere Bakınca

Eski Türkçe denildiğinde özellikle Orhun Yazıtları ve Eski Uygurca metinler akla gelir.

Ancak “Eski Türkçe” kavramı tek bir metni veya tek bir yüzyılı ifade etmez. Genel olarak Eski Türkçe dönemi, özellikle Köktürk ve Eski Uygur Türkçesi gibi tarihî dil evrelerini kapsayan geniş bir çerçevede değerlendirilir.

Bu nedenle bir kelimenin “Eski Türkçedeki karşılığını” araştırırken dönemi belirtmek önemlidir.

Türk Dil Kurumu'nun sözlük çalışmaları, tarihî sözlükler ve Türkoloji araştırmaları bu konuda başvurulabilecek kaynaklar arasındadır.

Özellikle Sir Gerard Clauson'un An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish adlı çalışması, 13. yüzyıl öncesi Türkçe söz varlığının köken ve tarihsel gelişimini inceleyen temel başvuru kaynaklarından biridir.

Ayrıca Marcel Erdal'ın A Grammar of Old Turkic adlı çalışması da Eski Türkçe üzerine ayrıntılı akademik kaynaklardan biridir.

Bu tür kaynaklar bize çok önemli bir şey hatırlatıyor:

Eski kelimeleri bugünkü anlamlarıyla otomatik olarak eşleştirmek yerine, onların metin içindeki kullanımlarını incelemek gerekir.

VIII. Bölüm: Sabah Olduğunda

Güneş doğduğunda Aruk yola çıkmaya hazırlanıyordu.

Bars ona:

“Bir daha gelir misin?” diye sordu.

Aruk:

“Yollar izin verirse.”

Ayça ise son bir soru sordu:

“Peki o kelimeyi nereden öğrendin?”

Aruk gülümsedi.

“Ağu mu?”

Ayça başını salladı.

“Evet.”

Aruk bir süre düşündü.

“Kelimeyi annemden öğrendim. Ama kelimenin ne anlama geldiğini hayattan öğrendim.”

Sonra atına bindi ve bozkırın sarı ufkuna doğru ilerledi.

Bars arkasından baktı.

Ayça ise ateşin başında kalan küçük kaba gözlerini çevirdi.

Bir kelimeyi öğrenmekle onu anlamanın aynı şey olmadığını ikisi de artık biliyordu.

Belki de eski kelimeleri araştırmanın asıl güzelliği burada.

“Zehir” kelimesinin eski Türkçedeki karşılığını soruyoruz ve karşımıza “ağu” çıkıyor.

Ama “ağu” dediğimiz anda yalnızca bir maddeyi değil; eski insanların doğayla ilişkisini, hastalık ve tedavi anlayışını, avcılığı, savaş ihtimalini, güven duygusunu ve dilin yüzyıllar içinde geçirdiği dönüşümü de düşünmeye başlıyoruz.

Son Söz: “Ağu” mu, “Zehir” mi?

Kısaca cevap vermek gerekirse:

Eski Türkçede “zehir” anlamında kullanılan önemli kelimelerden biri “ağu”dur.

“Zehir” ise Türkçenin daha sonraki dönemlerinde Farsçadan alınmış bir kelimedir.

Ancak tarihî Türkçede kelime karşılığı ararken dönemi ve metni dikkate almak gerekir. “Eski Türkçe” çok geniş bir tarihsel alanı kapsadığı için her metinde aynı kelimenin bulunacağını düşünmek doğru değildir.

Bence bu küçük kelime araştırmasının en güzel tarafı da burada.

Bugün sıradan gördüğümüz “zehir” kelimesinin arkasında bile uzun bir dil ve kültür tarihi var.

Belki bir dahaki sefere eski bir metinde “ağu” kelimesine rastladığınızda onu sadece “zehir” diye çevirmek yerine bir an durup düşünürsünüz:

Bu kelimeyi kullanan insan nasıl bir dünyada yaşıyordu?

Zehir onun için yalnızca öldüren bir madde miydi, yoksa doğanın hem şifa hem tehlike taşıyan yüzlerinden biri miydi?

Ve belki daha ilginç bir soru:

Bugün kullandığımız hangi kelimeler, yüzlerce yıl sonra bizim dünyamız hakkında benzer ipuçları verecek?

Kaynak olarak özellikle Sir Gerard Clauson, An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish; Marcel Erdal, A Grammar of Old Turkic ve Türk Dil Kurumu'nun tarihî söz varlığı çalışmalarına başvurulabilir. Bu kaynaklar, “ağu” gibi kelimelerin yalnızca anlamını değil, tarihî Türkçe içindeki yerini değerlendirmek açısından da yararlıdır.
 
Üst