Eski Türkçede öküz ne anlama gelir ?

Selin

New member
Eski Türkçede “öküz” ne anlama geliyordu? Bugünkü anlamıyla aynı mıydı?

Eski Türkçe kelimelerin bugünkü Türkçeyle bağlantısını araştırırken en ilginç şeylerden biri, bazı kelimelerin yüzyıllar boyunca neredeyse hiç değişmeden yaşayabilmesi. “Öküz” de bunlardan biri. Günümüzde oldukça açık bir anlamı var: özellikle tarım ve taşıma işlerinde kullanılan, iğdiş edilmiş erkek sığır. Fakat Eski Türkçe metinlere baktığımızda kelimenin kullanım alanı, tarihî bağlamı ve kökeni konusunda ilk bakışta göründüğünden daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor.

Benim özellikle dikkat çekici bulduğum nokta şu: “öküz” kelimesi Eski Türkçede gerçekten bugünkü anlamına çok yakın biçimde kullanılıyor; ancak kelimenin etimolojik kökeni konusunda araştırmacılar arasında tam bir görüş birliği yok. Üstelik Orta Türkçe döneminde, özellikle Dîvânu Lugâti’t-Türk'te “öküz/ögüz” biçiminde “ırmak, dere” anlamında ayrı bir kelimeyle de karşılaşıyoruz. Dolayısıyla tek bir “öküz = şu demekti” cevabı vermek yerine dönem, metin ve bağlam ayrımını yapmak gerekiyor.

Konuya meraklı olanlar için bence asıl tartışma da burada başlıyor: Bir kelimenin bugünkü anlamını bin yıl önceki kullanıma doğrudan taşımak ne kadar doğru?

1. Eski Türkçede “öküz”ün temel anlamı neydi?

Eski Türkçede öküz kelimesinin temel anlamı büyükbaş hayvanlar içerisinde özellikle “öküz”, yani erkek sığır/ox türündeki hayvanı ifade ediyordu. Eski Türkçe söz varlığını inceleyen kaynaklarda kelime öküz biçiminde kaydedilmiştir. Clauson'un An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish adlı çalışmasında da kelime, büyükbaş hayvan adlarından biri olarak ele alınır ve İngilizce “ox” ile karşılanır. DergiPark+1

Burada küçük ama önemli bir ayrıntı var. “Ox” İngilizcede genel olarak “öküz” karşılığıdır; fakat modern Türkçedeki “sığır”, “boğa” ve “öküz” ayrımlarının tarihî dönemlerde her zaman bugünkü kadar kesin olduğunu düşünmemek gerekiyor.

Clauson, Eski Türkçedeki öküz kelimesinin u:d ve sığır gibi başka büyükbaş hayvan terimleriyle aynı anlam alanında bulunduğunu, fakat bunların birbirinin tam eş anlamlısı olmadığını belirtir. Ayrıca buka kelimesinin “boğa” anlamına daha özgül olduğunu ifade eder. DergiPark

Dolayısıyla “Eski Türkçede öküz = bütün erkek sığırlar” şeklinde genelleme yapmak yerine, kelimenin belirli bir büyükbaş hayvanı ifade eden özel bir terim olduğunu söylemek daha isabetli.

Eski Uygur metinlerinde de kelimenin kullanımına rastlanır. Eski Türkçe sözlük verilerinde öküz “boğa, öküz” anlamlarıyla gösterilmektedir. Örneğin eski bir metindeki öküzlerin sabanla koşulmasından söz eden kullanım, kelimenin tarımsal bağlamını açıkça ortaya koyar. Türk Tili

2. “Öküz” ile “boğa” aynı şey miydi?

Burada günümüz Türkçesinin bilgisi biraz yanıltıcı olabilir.

Bugün:

- sığır daha genel bir tür adıdır,

- boğa erişkin erkek sığırdır,

- öküz ise genellikle iğdiş edilmiş erkek sığırdır,

- inek dişi sığırdır,

- buzağı ise yavru sığırdır.

Ancak tarihî Türkçe söz varlığında bu kategorilerin günümüzdeki zoolojik terminolojiyle birebir örtüştüğünü varsaymak doğru değildir.

Clauson'un değerlendirmesi burada özellikle önemlidir. Ona göre öküz, u:d ve sığır gibi büyükbaş hayvanları ifade eden kelimelerden biridir ve “ox” olarak çevrilmesi, kelimenin anlamını “bull/boğa”dan daha iyi karşılamaktadır. DergiPark

Başka bir ifadeyle, Eski Türkçedeki öküz kelimesini doğrudan “boğa” diye çevirmek her bağlamda doğru olmayabilir.

Bu ayrım bana göre önemli çünkü internette sıkça “Eski Türklerde öküz = boğa” veya tam tersine “öküz yalnızca hadım edilmiş hayvandır” gibi aşırı kesin ifadelerle karşılaşıyoruz. Tarihî söz varlığında daha ihtiyatlı olmak gerekiyor.

3. Kelime gerçekten Türkçe kökenli mi?

Bence konunun en ilginç kısmı burası.

“Öküz” çok eski bir kelime olmasına rağmen etimolojisi konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Gerard Clauson, kelimeyi Toharca ile ilişkilendirir. Clauson'un aktardığı görüşe göre Toharca A'daki bir biçim, Türkçedeki öküz kelimesinin kaynağı olabilir. Çalışmasında Toharca B'deki okso biçimiyle de karşılaştırma yapılır. Hacı Bayram Veli Üniversitesi+1

Buna karşılık farklı araştırmacılar kelimenin daha eski bir Türkçe/Altayca köke dayandığını ileri sürmüştür. Bazı etimolojik çalışmalarda Proto-Türkçe için *ökür biçimi önerilir; bu biçim Eski Türkçe öküz ile ilişkilendirilir. Wiktionary+1

Dolayısıyla “öküz kesinlikle öz Türkçe bir kelimedir” veya “kesinlikle Toharcadan alınmıştır” demek akademik literatürdeki tartışmayı olduğundan daha kesin göstermek olur.

Burada güzel bir tarihî dilbilim dersi çıkıyor: Bir kelimenin Türkçede bin yıldan fazla süredir bulunması, onun mutlaka Türkçe kökenli olduğunu kanıtlamaz. Ödünç kelimeler de çok erken dönemlerde dile girmiş ve zamanla dilin doğal parçaları hâline gelmiş olabilir.

4. İlginç bir ayrıntı: “öküz” aynı zamanda “ırmak” mıydı?

İşin en şaşırtıcı taraflarından biri bu.

Kaşgarlı Mahmud'un Dîvânu Lugâti’t-Türk adlı eserinde “öküz” biçiminde başka bir kelimeye de rastlanır ve bu kelime “ırmak, dere” anlamıyla açıklanır. Dîvân'ın ilgili söz varlığı üzerinde yapılan çalışmalarda “öküz: ırmak, dere” kaydı açıkça gösterilmektedir. ResearchGate+1

Bu durum ilk bakışta çok tuhaf geliyor:

öküz → hayvan

ama aynı zamanda

öküz → ırmak/dere

Ancak burada iki farklı kelimeyi birbirine karıştırmamak gerekiyor. Aynı yazılış veya benzer ses yapısı, kelimelerin aynı kökten geldiğini otomatik olarak göstermez.

Üstelik Kaşgarlı'nın eserinde coğrafi adlandırmalar ve tabiat unsurları için hayvan adlarının kullanılması da dikkat çekicidir. Örneğin çalışmalarda “Balıġlıġ Öküz” ifadesinin “balığı olan ırmak” şeklinde açıklanabildiği görülmektedir. ResearchGate

Bu nedenle tarihî metinlerde bağlam, kelimenin anlamını belirlemek açısından son derece önemlidir.

Bir metinde saban, araba, tarım veya hayvanlardan bahsediliyorsa “öküz”ün hayvan anlamında olduğunu düşünürüz. Su, dere, coğrafya veya yer adı bağlamındaysa aynı biçimin “ırmak/dere” anlamındaki farklı kelime olması mümkündür.

5. Erkeklerin ve kadınların bakış açılarını karşılaştırırken neden dikkatli olmalıyız?

Forumlarda bu tür konular konuşulurken bazen “erkekler olaya mantıkla bakar, kadınlar duygusal bakar” gibi kolay genellemelere gidiliyor. Ben bunun özellikle dil tarihi açısından yanıltıcı olduğunu düşünüyorum.

Bir kişinin cinsiyeti, onun tarihî bir kelimeyi nasıl analiz edeceğini tek başına belirleyen güvenilir bir değişken değil.

Örneğin erkek bir araştırmacı yalnızca metinlerdeki kullanım sıklığına, sözlük karşılıklarına ve fonetik değişmelere odaklanabilir. Başka bir erkek araştırmacı ise hayvanın toplumdaki ekonomik rolünü inceleyebilir. Aynı şekilde kadın bir araştırmacı da tamamen biçimsel-etimolojik bir analiz yapabilirken başka bir kadın araştırmacı kelimenin toplumsal ve kültürel çağrışımlarına yoğunlaşabilir.
 
Üst